|
ALANYA KALESİ
Denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerinde 13.
yüzyılda Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından
yaptırılmıştır. 83 kulesi ve 140 burcu bulunan kalede surların
uzunluğu 6.5 kilometredir. Tarihi dokusu korunan kale içinde yaşam,
günümüzde de sürmektedir. Yarımadanın zirvesindeki “İç
Kale” ve kuzey yamacındaki “Orta Kale” müze konumundadır. İç
Kale'deki sultanın saray kalıntıları ile 6. yüzyıldan kalma yonca
planlı kilise önemli tarihi eserler arasındadır. Yine İç Kale'de bir
uçurumun üstündeki sarnıç, Adam Atacağı olarak anılır. Efsaneye
göre, ölüm cezasına çarptırılanların buradan denize üç taş atmasına
izin verilir, taş yamaca takılmadan denize ulaşırsa cezası
affedilir, aksi halde suçlu bir çuvala konularak uçurumdan aşağıya
atılır. 15 metre derinlikteki sarnıcın da zindan olduğu söylenir.
Kalede Süleymaniye Camisi, Bedesten, Andızlı Cami, Akbeşe Sultan
Mescidi, Sitti Zeynep Türbesi ve Bizans dönemi kiliseleri
görülebilir. Kalenin liman kısmında anıtsal yapı olarak ortaçağdan
kalma Kızılkule, Tersane ve Tophane bulunur. 17. yüzyıl Osmanlı
gezginlerinden Evliya Çelebi, Alanya'yı kale içindeki 420 sarnıcı
nedeniyle “sarnıçlar şehri” olarak nitelendirir. Sarnıçların bir
çoğu günümüzde de kullanılmakta ve Bedesten'de kullanılmayan büyük
sarnıç ise içine inilip gezilebilmektedir.
Aya Yorgi Kilisesi : İç kalede yer alan Aya Yorgi (Hagios
Georgios) olarak bilinen MS.6. yy.da yapıldığı sanılan Bizans
devrine ait küçük bir kilisedir. Dini önemi artınca zaman içinde
piskoposluk haline getirilmiştir. Selçuklulara ait olmayan kaledeki
tek eser ve Alanya'nın Türk-İslam dönemi öncesinden günümüze
ulaşabilen ender bir yapıdır. Ana özelliğini koruyan kilisenin
içinde yer yer tahrip edilmiş veya sökülüp atılmış fresk izlerine
rastlanmaktadır. Kale ile birlikte bir bütün olarak koruma altına
alınmıştır .
Akşabe Sultan Mescidi ve Türbesi : Kale
camiinin biraz ilerisinde bulunan bu mescit 1230 yılında Akşabe
Sultan için yaptırılmış olup güzel bir mimarisi vardır. Eskiden
kalabilen kısımlarından apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır.
Yakın zamanda onarılan mescidin dışı kesme taştan yapılmıştır. İçi
ve kubbesi tuğla ile örülmüştür. İki odadan oluşan yapının bir odası
mescit diğer odası Akşabe Sultanın mezarının bulunduğu türbedir.
Ayrıca türbede 3 tane mezar daha vardır. Mescidin bir kaç metre
ilersinde moloz taş kaideli silindirik tuğla gövdeli minaresi
bulunmaktadır.
Alaaddin Camii : Kale Camii, Sultan
Süleyman Camii adları ile anılan eserin 1231 yılında Sultan Alaaddin
tarafından yaptırıldığı, sonra harap olduğu bazı kayıtlarda
geçmektedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1530–1566 yılları
arasında yenilenen moloz taş duvarlı, kubbe kasnağının yapısında
kesme taşların kullanıldığı, iç mekânı sekizgen kubbe kasnağı
üzerine oturan bir camidir. Son cemaat yerini tuğladan yapılma dört
sütun üstüne dayanan üç kubbe örter. Ortadaki iki sütun arasına bir
duvar örülmüş üstüne zambak resmiyle süslenmiş bir taş
oturtulmuştur. Kubbenin askılık vazifesi gören kısmına akustiği
sağlamak için 15 küçük küpçük konmuştur. Caminin kapı ve 14 adet
pencere kapakları Osmanlı dönemi oyma işçiliğinin en güzel
örneklerindendir .
Emir Bedrüddin (Andızlı) Camii :
Günümüzde kullanılan adını hemen yanında bulunan andız ağacından
alan bu camii 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır.
Hemen bitişiğinde kendisine has mimarisiyle yapılmış çok yüksek
olmayan minaresi yer alır. İlçenin Tophane Mahallesinde bulunan bu
camiye Kızılkule yanından aşağı kapı yoluyla ulaşılması mümkündür.
Gerek tarihi değeri itibarı ile gerekse minberinin oymacılık
sanatının en güzel örneği olması itibarı ile ilçede Selçuklulara ait
birçok özelliği birden taşıyan en eski camilerden birisidir.
Alaaddin Keykubat Sarayı : İç kalenin en
yüksek yerinde kurulmuş olan sarayın sadece kalıntıları mevcuttur.
Bu kalıntılardan sarayın çinilerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır.
Hakkında fazla bir bilgiye rastlanamamıştır. Sarayın hemen yanında
askerlerin kışla olarak kullandığı sanılan bir yapı belirlenmiştir.
Selçuklu Hamamı :
Alaaddin Keykubat
tarafından yaptırıldığı sanılan, iç kalenin doğusundaki burçların
yanında, kırmızı tuğla ve harçla yapılan tek kubbeli ve sekiz yüzlü
bir yapıya sahip olan bir Selçuklu hamamıdır. Şimdi çökmüş olan 5
metre çapındaki kubbesi ile tonozla örtülü küçük bir odası olduğu
anlaşılmaktadır. Külhanı iç kale tarafında yer almaktadır. Suyu iç
kaledeki büyük sarnıçtan künkler ile getirildiği anlaşılan hamam
Selçukluların temizliğe ve sağlığa verdiği önemin bir abidesidir .
Bedesten ve Arasta :
Kale Caminin
güneybatısında yer alan Arasta'nın han olduğuna dair iddialar
vardır. Arastanın hemen yanında bulunan 13 metre genişliğinde 35
metre uzunluğunda bir avluya bakan muntazam olmayan dik dörtgen bir
plan üzerine oturtulmuş 26 odası ile bedesten olarak bilinen hanın
ise çarşı olabileceği öne sürülmektedir. Her iki eserinde 14–15.
yüzyıllarda Karamanoğulları tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Bu
bedestenin çarşı olabileceği gibi kalenin malzeme deposu olabileceği
de ileri sürülmektedir.
Sarnıçlar : Evliya Çelebi
Seyahatnamesinde sarnıçlar şehri olarak adı geçen Alanya'da kale ve
çevresinde yaşayan halkın su ihtiyacının karşılanması için kale
içinde irili ufaklı 420 sarnıcın yaptırıldığı tespit edilmiştir. Bu
sarnıçlar içinde en önemlisi Akşabe Sultan Mescidi ile Bedesten
arasında 22,5 metre boy ve 13 metre genişliğindeki Mecduddin
Sarnıcıdır. Bu Selçuklu Türklerinin mimari yanında alt yapıya
verdikleri önemin en güzel örneklerinden birisidir .
Deniz Feneri :
1720 yılında Nevşehirli
Damat İbrahim Paşa tarafından kalenin güney ucunda, denize dik inen
yamaç üzerindeki surların bulunduğu yerde yaptırılan fener bugün de
hala iki binasıyla görevini yerine getirmektedir .
Sitti Zeynep Türbesi : Damlataş mağarası
yolundan kaleye gidilen yol üzerinde bulunan bu Türbenin ne zaman
yapıldığı ve Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir.
Selçuklu döneminden kaldığı sanılmaktadır. Kanuni döneminden kalma
vakıf kayıtlarında adı geçmektedir. Ankara’da Kuyud-u Kadime
Arşivinde 172 nolu kayıtlı Kanuni Devrine ait İlyazı defterinde ve
İstanbul Başbakanlık Arşivi 166 nolu vakıf İcmal Defterinde Vakf-ı
Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin olarak geçmektedir. Bir Eren olduğu
sanılan Sitti Zeynep’in Türbesi Alanya ve çevreden gelen kişiler
tarafından ziyaret edilmektedir.
Adam Atacağı : Kalenin kuzeydoğusunda 250
metrelik uçurumun üstünde 15 metre derinlikte bir zindanın bulunduğu
yerdir. Bölgede anlatılan bir rivayete göre "Bizans devrinde iki
suçlunun burada güreştirilip, mağlup olanın hasmı tarafından denize
atıldığı, yenen suçlunun ise buradaki zindandan bir süre sonra
çıkarılarak son bir şans tanındığı, eline verilen üç taştan birini
denize düşürmesi halinde af edildiği, beceremez ise çuvala konup
kayalıklara veya mancınık ile denize atıldığı" yerdir. Atılan taşın
hava akımı ve yer çekimi nedeniyle denize düşürülmesinin çok zor
olduğu bir yerde, günümüzde bu rivayetten kaynaklanan dilek tutarak
taş atma geleneği yabancı ve yerli turistler tarafından
sürdürülmektedir.
KIZIL KULE
Kentin liman kısmına egemen olan bu sağlam kuleye adını,
koyu kırmızı renkli taşlar verir. Klikia'lı korsanlardan kalma eski
bir kale kalıntısının yerine 1226 yılında Alaaddin Keykubat
döneminde yaptırılmıştır. Kule ; konumu, planı, yapı tekniği ve
kitabeleri ile Anadolu yapı sanatının eşsiz bir örneğidir. Üç adet
kitabesi bulunan kulenin kapı yazıtında Sinop Kalesini de yapan
Halepli Ebu Ali Reha El Kettani' nin eseri olduğu yazmaktadır. Diğer
iki kitabede Alaaddin Keykubat'a methiyeler bulunmaktadır. Sekizgen
planlı kulenin her duvarı 12,5 m. genişliğinde ve yüksekliği 33
m.dir. İki açık, üç kapalı toplam beş kattan oluşan kuleye çok geniş
ve çok yüksek olan 85 basamakla çıkılır. Tersanenin bekçisi olan
kule 1951–1953 yılları arasında köklü bir restorasyon yapılarak
etnografya müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Üç ayrı kuleyi ve üst
kaleyi çevreleyen uzun bir duvarla bağlanır. Kule bir benzerinin
bulunmaması ve limandaki heybetli görüntüsü ile Alanya'nın sembolü
olmuştur.
SELÇUKLU TERSANESİ
Sultan Alaaddin Keykubat'ın Alaiye'yi almasından sonra
Akdeniz'de ticaret yapan esnafı ve sahil kesimini korumak için
düşündüğü Akdeniz Filosunu oluşturmak amacıyla 1228 yılında
yaptırılmıştır. Kızıl Kulenin güneyinde deniz kıyısında beş gözlü
olarak inşa edilen ve günümüze ulaşan yegâne Selçuklu Tersanesidir.
56.5 metre uzunluğu ve 44 metre derinliğinde üzeri tonozlarla örtülü
olan tersanenin her gözü 7,7 metre genişliğinde 42,3 metre
boyundadır. Duvarları kesme taştan, kemer ve kubbeleri tuğladan
yapılan tersanenin tavanlarında ışık almasını sağlayan pencereler
mevcuttur. Sol tarafında bir mescit, sağ tarafında muhafız odası
olan tersanenin 3. gözünün arkasında da bir su kaynağı vardır. Sekiz
asırdır hala sağlamlığını koruyan tersane Kızılkule'nin yanında
Alanya'nın simgesi olarak yer almaktadır.
Tophane :
Tersanenin bitişiğinde denizden
10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan
Tophane vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve
dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemsileri için top
döküldüğü bilinmektedir. Tersane ve Tophanenin Kültür Bakanlığı ve
Alanya Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesine dönüştürülmesi
için çalışmalar sürmektedi
Ehmedek :
Kalenin kuzey yamacında Bizans
döneminden kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde "orta kale"
olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227
yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat
ustası "Ehmedek"ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden
oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve
aynı zamanda sultanın sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak
konumdadır. Kulelerin günümüze kadar gelen duvarları Bizans
döneminde kayalardan yontularak yapılmıştır. Orta kalenin içindeki
üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu
döneminden kalma gemi resimleri vardır.
Alara Kalesi : Yalçın bir tepenin
çevresinde dolanan Alara Kalesi Alarahan'a gelen yolcuların ve İç
Anadolu'ya giden yolun güvenliğini sağlamak için Alarahan ile aynı
tarihlerde yapılmıştır. Hana sekizyüz metre mesafede; Selçukluların
o inanılmaz azim ve savunma sisteminin disiplini ile yaptığı kaleler
arasında inşaatı en zor olanlardan biridir. Kalenin yüksekliği 200
ila 500 metre arasında değişmektedir. Dış ve iç kale olarak iki
bölümdür. Kaleye yüksek basamaklarla çıkılan sol duvar üzerindeki
bir giriş tüneli ile girilir. Kayalar oyularak tünelden yollar
yapılmıştır. Günümüzde birçok yeri harap olan yollar, Kale içindeki
saray kalıntısı, hizmetkârların barındıkları evlerin kalıntıları,
bir cami ve bir hamamın kalıntıları bulunur. Yine de uzun yıllara
rağmen değişik ince yapı şekli ile kervansaray ve kale güzelliğini
koruyan Selçuklu eserlerindendir.
Şarapsa Hanı : Antalya karayolunun 15.
kilometresinde Serapsu deresi kıyısında yolun hemen üst tarafında
yaklaşık 15 metre en ve 70 metre boyundaki alan üzerine kurulan bir
Selçuklu eseridir. Kuzey yönündeki görkemli kapısının üzerinde dört
satırlık bir kitabesi vardır. Sultan Alaaddin Keykubat'ın oğlu
Gıyaseddin Keyhusrev zamanında (1236–1246) yaptırıldığı yazmaktadır.
İri taşlarla beşik örtüsü şeklinde yapılan bu hanın ön yüzeyi kesme
taştan diğer yüzeyleri moloz taş duvardan oluşturulmuştur . İnşaat
tarzı ile diğer hanlardan ayrılmıştır. Cephe duvarları birçok ek
duvarla takviye edilen hanın üzerinde kale burçlarında bulunan
türden dışardan girilmesi mümkün olmayacak şekilde mazgallar bulunan
hanın gerektiğinde kale gibi kullanılmak üzere yapıldığını
göstermektedir. İçi boydan boya bir dehliz şeklinde bulunan hanın
doğu yönünde bir de mescit bulunmaktadır. Gece konaklayanlar için
hayvanlar ile insanlar arasında küçük bir yükselti vardır.
Kargı Han : Alanyanın batısında, Kargı
çayının kuzeyindedir. Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı
hakkında bilgi yoktur. 46 metre eninde, 50 metre boyunda taş
yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Akdeniz ile İç
Anadoluyu bağlayan yol üzerinde, Kesikbel mevkiinde kervansaray
olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının hepsinin tavanında
hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun etrafında
sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan
yemlikleri bulunur.
Hidrellez Kilisesi : Alanya merkezine 10
kilometre uzakta Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas
mevkiindedir. Akdenize gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında
kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman
ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı
kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen
planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır.
Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım
gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesinde sergilenen
kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise,
Alanyada yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki
mübadelede Yunanistana gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı
bulunan Hıdrellez Kilisesinin bir adı da Agios Georgios Kilisesidir.
Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçinde de rastlanmaktadır. Ören
yerine giriş ücretsizdir.
Sitti Zeynep Türbesi :Kaleye çıkan yol
üzerinde, büyük bir kayanın üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı
döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli
iki odadan ibarettir. Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır;
diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu
yazar. Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan
Süleyman dönemi Osmanlı vakıf defterlerinde türbeye ait vakfın adı "Sitti
Zeynep bint Zeynülabidin" olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan
kişinin bir eren olduğu sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın
içine antik çağda ikişer metre uzunluğunda üç lahit oyulmuştur.
Antik mezarlar, bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır
Akbaşe Sultan Mescidi : Kale içinde,
Bedestenin batısında, Süleymaniye Camisinin 100 metre kadar
ilerisindedir. Alaaddin Keykubatın Alanya Kalesindeki ilk kumandanı
Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Dışı kesme
taş, içi ve kubbesi tuğla örülüdür. Kare planlı ve iki odadan
oluşur. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe Sultanın mezarının
bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır. Eski
kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır.
Kitabesinde "Tanrı yerin ve göklerin gaiblerini bilir. Allahın
mescitlerini ancak Ona ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230
yılında yüce sultan Alaaddinin günlerinde Tanrının rahmetine muhtaç
zayıf kulu Akbeşe yaptırdı" yazmaktadır. Mescidin birkaç metre
uzağında moloz taştan kaide üzerinde tuğla gövdeli silindirik bir
minaresi bulunur. Şerefe kısmında biten minarenin ilginç bir
görüntüsü vardır.
Süleymaniye Cami :
Selçuklu Sultanı
Alaaddin Keykubad tarafından kentin yeniden düzenlenmesi sırasında
1231 yılında kalenin zirve kısmında, İçkalenin hemen dışında
yaptırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda
Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar
yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye
adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak
üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi
üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp
yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır.
Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür.
Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin
güzel bir örneğidir .
Darphane :Yarımadanın ucunda, uzunluğu
400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu
üzerindeki yapılardır. Halk arasında "darphane" olarak anılmasına
karşın kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu
değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir
kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı
yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların
üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki yapılar
topluluğuna İç Kaleden kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol
bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden
çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kaleden seyredildiğinde
gerekse denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü
vardır.
Bedesten : Kale içinde, Süleymaniye
Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları
döneminde çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme
taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır... 26 odası vardır ve 13 metre
genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina
günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak kullanılmaktadır...
Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak düzenlenmiştir.
Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç vardır. Bahçenin
manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına, aşağıdaki Akdenize
ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir. Bedesten,
işletmecisinden izin alınarak gezilebilir.
Andızlı Cami : Tophane Mahallesindedir.
Adını hemen yanındaki andız ağacından alan cami 1277 yılında Emir
Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir.
Selçuklu döneminin özgün mimari özelliklerini taşır. Kesme
taştandır, yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu
tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtır.
Camiye, Kızılkulenin yanından aşağı kapı yoluyla gidilir.
SELÇUKLU MEDRESESİ
Selçukluların yazlık başkent olarak kullandıkları Alanya'da Sultan
Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında Obaköy Beldesinde bir tepe
üzerinde yaptırılan Selçuklu Medresesinin batı cephesindeki girişi
Selçuklu motifleri ile süslüdür. Bir avlu, her iki yan tarafa
dizilmiş altı oda ve bir eyvandan oluşan medresenin iç kapısındaki
oymalar Selçuklu el sanatının ve Selçuklu eğitim kurumlarının bir
örneğidir .
ALARA KALESİ
Yalçın bir tepenin çevresinde dolanan Alara Kalesi Alarahan'a gelen
yolcuların ve İç Anadolu'ya giden yolun güvenliğini sağlamak için
Alarahan ile aynı tarihlerde yapılmıştır. Hana sekizyüz metre
mesafede; Selçukluların o inanılmaz azim ve savunma sisteminin
disiplini ile yaptığı kaleler arasında inşaatı en zor olanlardan
biridir. Kalenin yüksekliği 200 ila 500 metre arasında
değişmektedir. Dış ve iç kale olarak iki bölümdür. Kaleye yüksek
basamaklarla çıkılan sol duvar üzerindeki bir giriş tüneli ile
girilir. Kayalar oyularak tünelden yollar yapılmıştır. Günümüzde
birçok yeri harap olan yollar, Kale içindeki saray kalıntısı,
hizmetkârların barındıkları evlerin kalıntıları, bir cami ve bir
hamamın kalıntıları bulunur. Yine de uzun yıllara rağmen değişik
ince yapı şekli ile kervansaray ve kale güzelliğini koruyan Selçuklu
eserlerindendir.
HASBAHÇE KÖŞKÜ
Alaaddin Keykubat'ın Alaiye'yi almasından sonra kışları geçirmek
için torosların eteğinde inşa edilmiştir. Yakınında 1000 yıllık bir
tarihi çınar ile Sultan Kılıçarslan tarafından yaptırılmış iki
ağızlı bir çeşme vardır. Günümüzde mesire yeri olarak
kullanılmaktadır .
HAN VE KERVANSARAYLAR
Alarahan : Alanya - Manavgat sınırını teşkil eden Alara çayından
adını alan Alarahan denizden 9 km. içerdedir. Alanya'nın 35 Km.
kuzeybatı istikametine düşen han tamamen kesme taşlardan 2000
metrekarelik bir alan üzerinde yapılmıştır. Türk yapı sanatının
güzel bir örneği olan hanın en büyük özelliği diğer hanlarda avlular
hep ortada yer aldığı halde bu handa dış duvarın kenarındadır.
Kapıdan içeri girince nöbetçi kulübesi, hamam ile uzun bir koridorun
sağ ve sol yanında yaralan konaklama odaları görülmektedir. Hanın
kuzeye bakan giriş kapısından içeri girerken portalı üzerindeki
Alaattin Keykubat'a ait kitabeden 1231 yılında yapıldığı
öğrenilmektedir. Sultan Alaattin Keykubat’ın
diğer kitabelerde kendini "Kara ve iki denizin sultanı, müminlerin
emiri, Arap ve Acem ülkesinin sahibi" olarak gösterirken bu
kervansarayın kitabesinde dikkati çeken nokta kendini "Rum, Şam,
Ermeni ve Frenk memleketlerinin de Fatihi" olarak göstermesidir.
Alara çayının getirdiği çamur ve mil tabakasının özellikle sularının
fazlalaştığı dönemlerde temellerin zayıflamasına neden olabileceği
izlenmektedir. Özelliğinden hiç bir şey kaybetmeyen handa; portal
kemerin özengi taşındaki ezilme ve kale girişinde bulunan güneş
saati dikkati çekmektedir.
Şarapsa (Serapsu) Hanı : Antalya karayolunun 15.
kilometresinde Serapsu deresi kıyısında yolun hemen üst tarafında
yaklaşık 15 metre en ve 70 metre boyundaki alan üzerine kurulan bir
Selçuklu eseridir. Kuzey yönündeki görkemli kapısının üzerinde dört
satırlık bir kitabesi vardır. Sultan Alaaddin Keykubat'ın oğlu
Gıyaseddin Keyhusrev zamanında (1236–1246) yaptırıldığı yazmaktadır.
İri taşlarla beşik örtüsü şeklinde yapılan bu hanın ön yüzeyi kesme
taştan diğer yüzeyleri moloz taş duvardan oluşturulmuştur . İnşaat
tarzı ile diğer hanlardan ayrılmıştır. Cephe duvarları birçok ek
duvarla takviye edilen hanın üzerinde kale burçlarında bulunan
türden dışardan girilmesi mümkün olmayacak şekilde mazgallar bulunan
hanın gerektiğinde kale gibi kullanılmak üzere yapıldığını
göstermektedir. İçi boydan boya bir dehliz şeklinde bulunan hanın
doğu yönünde bir de mescit bulunmaktadır. Gece konaklayanlar için
hayvanlar ile insanlar arasında küçük bir yükselti vardır.
Kargı Han : Alanya'nın batı kesimindeki
Kargı çayının kuzeyinde olan hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı
ve şekli hakkında fazla bir bilgi mevcut değildir. 46 metre eninde
ve 50 metre boyundaki hanın Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar
tarafından kullanılan Antalya-Beyşehir-Konya yolunun kesik bel
mevkiinin dip kısmında yer alan bir kervansaraydır. Orta avlunun
etrafına sıralanmış, hepsinin tavanında hava bacaları bulunan
odalardan oluşmaktadır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit
hayvan yemlikleri vardır. Han ana yoldan uzak olduğu için çok harap
ve bakımsız bir durumdadır .
ÖREN YERLERİ
Maddi imkânsızlıklar ve eleman yetersizliği nedeniyle Alanya ve
çevresinde haklarında henüz hiç bir bilgi bulunmayan, arkeolojik
araştırmaları ve kazıları tamamlanmamış, bu nedenle turizme
kazandırılamamış sayısız tarihi ören yerleri bulunmaktadır. Bunlar
Syedra, Leartes, Iotape, Hamaxia, Cibra, Justiniapolis (Karaburun),
Augea (Konaklı), Naula (Mahmutlar), Ptolemaios (Fığla), Pisarissos (Esentepe),
Marassos (Büyükpınar), Gülefşan gibi tarihi ve kültürel
kalıntılardır. Bunlardan Justiniapolis, Augea, Naula, Ptolemaios,
Pisarissos ve Marassos hakkında detaylı bir bilgi yoktur.
Syedra Antik Kenti : Alanya'ya 18 km.
uzaklıkta Mersin yolu üzerinde İshaklı Köyü sınırları içindedir.
Syedra MÖ.3.yy.da tarih sahnesine çıkmış bir kenttir. Helenistik
çağa ait oldukça harap olan kalıntılar arasında hamam, revaklı yol,
fresko izleri taşıyan mezarlar ve bir sarayın kalıntıları bulunur.
İlk kez 1891 yılında Heberdey ve Wilhelm tarafından ziyaret
edilmiştir. Syedra bölgedeki anti korsan mücadelelerine katılmıştır.
G.Bean ve T.Mitford'un bulduğu bir yazıtta Syedra’lıların bölgedeki
korsanlardan rahatsız olduklarını bu nedenle tanrıların yardımlarına
ve öğütlerine muhtaç olduklarını belirtmekte, Syedra’lıların ileriye
yönelik kehanetle ilgili isteklerini yansıtmaktadır .
Kente girişi sağlayan anıtsal görünümdeki kapının
lentosu halen sağlam olarak görülmektedir. Ön ve arkasında geçit
şeklinde mekânlar vardır. Ana kapının solunda doğu-batı yönünde
büyük bir kilise vardır. Kilisenin kuzeyi doğal kayadan
yararlanılarak yapılmıştır. Doğu yönündeki duvarın pencereleri
doldurularak arkası daha sonraki dönemlerde çeşme şeklinde bir
yapıya dönüştürülmüştür. Kente girişi sağlayan giriş kapısının
sağında doğal yapıya uygun olarak teraslama şeklinde alt alta üçlü
bir sulama sistemi mevcuttur. Sulama sistemini oluşturan havuzlar
halen köylülerce günümüzde de kullanılmaktadır. Su yakınındaki bir
mağaranın içinden çıkan kaynaktan sağlanmaktadır. Bu mağaranın
girişi taşlarla tonoz şeklinde örtülmüş ve içinde uzun dehlizler
bulunmaktadır. Kentin doğusunda iki katlı çok görkemli bir yapı
kalıntısı vardır. Yer yer zemininde mozaik kalıntıları bulunan bu
bina şehrin hamamıdır. Su ihtiyacı yakınındaki sarnıçtan temin
edilmektedir. Bu yapının hemen karşısında kuzey güney doğrultusunda
uzanan sütunlu cadde mevcuttur. Caddenin batı yanı teraslanmadan
duvarla örülmüş ve duvarlara heykel koymak için nişler yapılmış ve
taş kaideler konulmuştur. Caddenin diğer yönündeki sütunlar korint
başlıklı siyahımsı granitten yapılmıştır. Kentte bulunan bir onur
yazıtından burada bir Halk Meclisi ve Senato'nun olduğu (HBOYLHKAIODHMOS)
anlaşılmaktadır. Syedra’daki yapıların çoğunun tabanının mozaiklerle
süslü olduğu görülmektedir. Alanya müzesinde Syedra'dan getirilen
bir mozaik, kentte mozaik sanatının ayrı bir yeri olduğunu
göstermektedir. Mozaikte mitolojideki üç güzelleri temsil eden üç
kız resmi ve Parisi simgelediği sanılan bir erkek resmi
bulunmaktadır .
Leartes Antik Kenti : Dağlık Klikia'nın
bir diğer önemli kenti de Toroslarda dim vadisi ağzında yükselen
Cebel-i Reis dağının 850. metresinde kurulmuş olan Leartes antik
kentidir. Alanya'ya 25 km. mesafededir. MS. 1. ve 3.yüzyıllar
arasında en parlak devrini yaşamıştır. Kentin adının Leartes olduğu
Vespasian'a ait bir heykel kaidesindeki yazıttan anlaşılmaktadır.
Kente gelirken ilk dikkati çeken yapılar, kiriş yataklarından iki
katlı oldukları anlaşılan gözetleme kuleleridir. Kentin batı
kesimindeki düzlükte yer alan sportif yarışmaların yapıldığı
Agora'nın batısı dükkân sıraları, güneyi hamam, kuzeyi Exedra ile
sınırlıdır. Batıda 13 adet dükkân kalıntıları görülmektedir.
Agoranın hemen kuzey bitişiğinde yarım yuvarlak formlu, oturma
sıralarında kartal pençeleri ile süslemeleri bulunan Exedra kentin
göze çarpan önemli yapılarındandır. Yanında bulunan Caracalla'nın
heykelinden ona ait olduğu ve Exedra'nın MS. 211 – 217 yılları
arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu sıraların en kuzeyinde
Cesar tapınağı olarak bilinen ve Clausius döneminde inşa edilmiş bir
tapınak mevcuttur. Leartes'in liman kalıntılarının MÖ.7 yy.dan
kaldığı sanılmaktadır. Mahmutlar kasabasının tam ortasında kalan
buradaki yapıların epeyce harap olmasından dolayı bütün özellikleri
kaybolmuştur .
Iotape (Aytap) Antik Kenti : Gazipaşa
yolunun 26. kilometresinde MS. 38–72 yıllarından kalan yolun hem
sağında hem de solunda yerleşmiş bu antik liman kentinin kara
kısmında kalan kalıntılar oldukça harap durumdadır. Daha sonraki
Roma ve Bizans dönemlerinden kalma deniz kıyısındaki yerleşim
alanında ise yakın bir zamana kadar oturulmuş evler, akropol, agora
ve liman vardır. Koyun öteki yakasında ise kaplıca ve hamamlar, hala
duvarlarında bazı fresk izleri taşıyan küçük bir kilise ve surlar
bulunmaktadır. Kral Antichus'un karısı Iotape'nin anısına şehre
adını verdiği bilinmektedir .
Hamaxia ( Sinek Kalesi ) Antik Kenti :
Alanya'ya 7 Km. mesafede Elikesik Köyü sınırlarında kalan Hamaxia'da
oldukça iyi korunmuş surlar, çeşitli ev kalıntıları, geç dönemde
kiliseye çevrildiği sanılan büyük yapı, kule, çeşme, 11 yazıtlı bir
exedra, surlar arasında bir nekropol bulunur. MS.1. yy.a ait izleri
gösterir. Kalıntılarda Roma ve Bizans dönemlerine ait özelliklere de
rastlanır .
Pisarissos (Esentepe) : Alanya’nın Karaboynuzlar Köyü
sınırları içerisinde Hisar Tepe denilen mevkii de yer almaktadır.
Kentte bulunan bir yazıt nedeni ile Pisarissos olarak
adlandırılmıştır. Küçük bir yerleşim niteliğindeki antik kent
surlarla çevrilidir. Yapıların fonksiyonları tam olarak
belirlenememektedir. Ancak zirvede yer alan anıtsal nitelikteki bir
yapı kalıntısı ve zeytin işleme yeri dikkati çekmektedir.
Marassos (Büyükpınar) :
Alanya’da
Demirtaş Beldesi Büyükpınar Köyü yakınlarında Asar Tepe mevkiinde
yer almaktadır. Alanya’nın kuzey-doğusunda 26 km. mesafededir. Antik
kent deniz seviyesinden 670 metre yükseklikte bir tepenin üzerindeki
iki yükselti ve yamacında yer almaktadır. Kalıntılardan kentin
helenistik izler taşıdığı görülmektedir. Antik kent Bean ve Mittfort
tarafından 1964–1968 yıllarında gezilmiş ve kentte buldukları iki
yazıttaki Marasseon kelimesi nedeni ile Marassos olarak
adlandırılmıştır.
Justinianopolis (Karaburun) : Alanya’ya
40 km. uzaklıkta ve Alanya-Antalya karayolu ile deniz arasında yer
almaktadır. Burası bugün Karaburun olarak anılmaktadır. Roma dönemi
eseri olan antik kentin merkezi fazla yüksek olmayan bir tepenin
üzerinde kurulmuş olup denize kadar uzanmaktadır. Sur duvarlarını,
mezar ve diğer yapılar ile beraber su kemerlerini görmek mümkündür.
Hamam yakınlarındaki antik kaynak kentin ilginç unsurlarından
birisidir. Şehir bir de limana sahiptir. Kente adı Bizans imparatoru
Justinianus’a atfen verilmiştir.
Ptolemaios (Fığla) : Bugünkü Fığla olarak
adlandırılan yarımada üzerinde kurulmuştur. Roma dönemi antik
kentlerinden birisidir. Fazla engebesi olmayan düz bir alanda
konumlanmıştır. Çok tahrip edilmiştir ve yüzeyde pek eser
görülememektedir. Aynalı göl olarak bilinen antik liman günümüze
ulaşan en önemli kalıntıdır.
Augae (Konaklı) : Antalya-Alanya devlet
karayolunun hemen sağ tarafında yol ile deniz arasındadır. Geç Roma
döneminde kurulmuştur. Yapılar oldukça harap durumdadır. Kentin
akropolünün doğu tarafının bir kısmı yok olmuştur. Luwi ve Helen
dilleri ile bağlantısı olan Augae’nin Ana Tanrıça Tapınağı anlamına
geldiği sanılmaktadır.
Naula ( Mahmutlar) : Mahmutlar Beldesi
Örenardı mevkiinde bulunan ve Alanya-Gazipaşa kara yolunun kuzeyinde
bir km. kadar içeride bir tepecik ve eteklerinde kuruludur. Moloz
taş ve harç ile yapılmış iki kilise ve yapı kalıntıları vardır.
Ayrıca sur izleri de görülmektedir. 19. yüzyılda kenti gezen
seyyahlardan W. Heberdey burada 9 adet kilise kalıntısı gördüğünü
yazmaktadır. Kent ayrıca Leartes antik kentinin limanı görevini de
görmüştür.
Cibra (Kibra) Harabeleri : Alara
kalesinin yakınındaki bu ören yerinin ne zaman kurulduğu kesin
olarak bilinmemekle beraber MÖ 1. veya 2. yüzyılda burada basılmış
olduğu sanılan paraların üstünde adının rastlanmasının dışında fazla
bir bilgi yoktur.
Gülefşan Kalıntıları :
Alanya'nın 5 Km.
doğusunda Oba Köyü mevkiindedir. Kale kalıntıları mevcuttur.
Tarihiyle ilgili fazla bir şey bilinmemektedir .
MAĞARALAR
DENİZ MAĞARALARI :
Alanya yarımadasının güney
ve batısında yer alan, haklarında çeşitli rivayetler bulunan, tabii
ve jeolojik güzelliklere sahip Korsanlar, Âşıklar ve Fosforlu mağara
isimlerindeki üç mağaradan oluşmaktadır.
Korsanlar Mağarası : Alanya limanından
yarımadanın güneyine doğru gidilirken karşılaşılan ilk mağaradır.
Deniz motoruyla 10 metre genişliğinde ve 6 metre yüksekliğindeki bir
girişten içine girilebilen mağara kuzeye doğru genişlemektedir.
Eskiden içinde kaleye kadar giden gizli bir yol olduğu söylenen
mağarada deniz içindeki kayaların renkli taşları ilginç görüntüler
oluşturmaktadır.
Âşıklar Mağarası : 75 metre uzunluğundaki
çift girişli bu mağarada zamanında esir kızların ve ganimetlerin
saklandıkları söylenmektedir.
Fosforlu Mağara : Damlataş Mağarası
tarafındaki üçüncü mağaradır. Küçük bir kayıkla içine girilebilen bu
mağara, yapı ve görüntü itibariyle jeolojik değeri olan ilginç bir
tabii güzelliktir. Geceleri içi çok aydınlık olan mağaranın fosfor
parıltıları gündüzleri de fark edilmektedir.
KARA MAĞARALARI :
Alanya'da tabii güzelliklere sahip kara mağaraları da mevcuttur.
Bunlardan önemlileri Damlataş, Hasbahçe, Kadı İni (Çatak) ve Gâvur
İni (Dim) mağaralarıdır .
Damlataş Mağarası : 1948 yılında iskele inşaatında
kullanılmak üzere taş ocağı olarak tespit edilen bugünkü yerinde
dinamit ateşlemesi sonucu ortaya çıkan mağarada ilk araştırma Alanya
Turizmine unutulmaz hizmetler veren merhum Galip Dere tarafından
yapılmıştır. Giriş kısmında 50 metre uzunluğunda geçit bulunan 14
metre çap ve 15 metre yüksekliğinde bir mağaradır. Silindir şeklinde
bir boşluğa sahip olan mağara 15000 senede oluşan dikit ve
sarkıtlara sahiptir. Birinci zamanda, permiyen devrine ait azı
kristalize kalkerdir.
Sarkıtlardan damlayan su damlaları nedeniyle
Damlataş adını almıştır. % 95 rutubet, 22 derece değişmeyen ısı, 760
mm. sabit basınç, % 20,5 Oksijen bulunduğu tespit edilen mağaranın
astım hastalığına da iyi geldiği tespit edildiğinden şifa ve turizm
amaçlı olarak kullanılmaktadır. Sağlık konusundaki özel yeri nedeni
ile mağaralar içinde özel bir avantaja sahiptir.
Hasbahçe Mağarası : Hasbahçe mahallesi
inişdibi mevkiinde Alanya'ya 4 km. mesafede bulunmaktadır. Damlataş
mağarasından 4–5 kat daha büyük olan mağaranın oluşumu hakkında
bilimsel anlamda bir çalışma yapılmamıştır.
Gâvur İni (Dim) Mağarası :olarak tanınan mağara ilçe
merkezinin 12 Km. doğusunda bulunan Cebel-i Reis Dağının Alanya
yamacındadır. Mağaranın batıya bakan büyük bir ağzı vardır. İçinde
dikit ve sarkıtların yanında dip kısmında bir gölü mevcuttur. Yapısı
hakkında bir çalışma yapılmamıştır.
Kadı İni Mağarası :
İlçe merkezine 15 Km.
kuzeydoğu istikametinde Çatak mevkiinde bulunan Çatak veya Kadıini
Mağarası, Damlataş mağarasından 3 kat büyüklükte dikit ve
sarkıtlardan oluşan bir mağaradır. Yapısı hakkında herhangi bir
çalışma yapılmamıştır.
ALANYA ARKEOLOJİ MÜZESİ
İçinde 14 kapalı, bir açık teşhir salonu olan müze 1967
yılında hizmete açılmıştır. Tunç Çağı, Urartu, Frigya ve Lidya
eserleri ile Helenistik çağa ait çanak, çömlek ve zengin Roma dönemi
eserleri, Helenistik, Roma, Bizans ve çeşitli İslami devirlere ait
zengin para koleksiyonu sergilenmektedir. Müzedeki parçalardan
bazıları Ankara ve İstanbul’daki müzelere götürülmüş ve burada
bulunan tarihi eserlerdir. Alanya Müzesinin en önemli parçalarından
biri 2.YY. dan kalma Küçük Bronz bir Herakles heykelciğidir ve
neredeyse müzenin sembolü haline gelmiştir.
ATATÜRK
EVİ VE MÜZESİ
İkinci meşrutiyet döneminde yapıldığı tahmin edilen binanın
yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 18 Şubat 1935 tarihinde
Atatürk'ün Alanya'yı ziyareti sırasında kaldığı bu ev, mülkün sahibi
Rıfat Azakoğlu tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına
bağışlanmıştır. Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından 1986 yılında
Atatürk Evi ve Müzesi olarak hizmete açılmıştır.
|